karabiber's profilekarabiberPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    March 23

    Sevgili-cilik

    Çocukken oynadığımız evcilikler geldi birden aklıma. Yalandan bir evimiz olurdu, bir eşimiz ve de çocuklarımız. Eşimiz akşam işten gelirdi, biz yemeğimizi yapmış olurduk ve hep birlikte sofraya otururduk. Oyuncak tabak çanaklarımızla olmayan yemeğimizi yer, ve aslında olmayan eşimizle çocukça muhabbetler ederdik. Sonra vakit geç olup da, annelerimiz bizi sahici evlerimize çağırdığında, olmayan ailemizi geride bırakıp, bu kez bir evin hanımı değil de çocuğu rolünü üstlenerek gerçek bir masaya otururduk. Sahici yemeklerimizi yediğimiz, fakat ailemizin sahiciliğini kestiremediğimiz zamanlardı o geride kalan yıllar… Sahici aile! Yani yüzeysel olarak düşününce; anne, baba ve çocuklardan oluşan, güven, emek ve sadakatle perçinlenmiş o kutsal çatı..

     

    ***

     

    Her neyse konumuz bu değil aslında. Geçmişten bugüne döndüğümde başıma gelen çoğu şeyi bu evcilik oyununa benzetiyorum. Aslında evcilik aşamasına geçemeden,  sevgilicilik kısmında tıkanıp kalan bir oyun gibi. Tanışıyorsun dünyanın her hangi bir yerinde ve her hangi bir şekilde. Ruh eşini bulduğunu zannediyorsun. Ya da senin ruh eşin olsun diye onu şekilden şekle sokmaya çalışıyorsun. Bazen sadece yalnızlıktan bunu yapıyorsun, bazen neden yaptığını bilmeden şuursuzca hareket ediyorsun. Ve böylelikle başlamış oluyor sevgilicilik oyunumuz. El ele gezmeler, öpüşüp, sevişmeler, sık sık görüşmeler, telefonda saatlerce konuşmalar, kıskançlık sendromları, çiçekler ve de börtü böcekler. Oyunun ana kuralları genellikle bu şekilde işliyor. Ve bir de bakıyorsun kendini tamamen kaptırmışsın bu sevgilicilik oyununa. Karşındakini belki gerçekten seviyorsun, ya da belki de sadece bu oyunu seviyorsun. Bunun ayırımını yapamayacak kadar kapılmış oluyorsun bu hadiseye. Sonra bir gün zamanı gelip de biri oyun bitti diye seslendiği zaman kendine geliyorsun. O biri ya kendi iç sesin oluyor, ya da gerçek ruh eşin. Kimi zaman da oyun arkadaşının ta kendisi..

     

    ***

     

    Bana gelince bazen bende oynadım bu oyunu. Birilerini sevdiğimi sandım, aslında sevgiliciliği seviyormuşum farkında olmadan. Bazen de benimle oynadılar. Bu kez ben gerçekten sevdim, fakat karşımdaki sevgilicilik oynuyordu benimle. İşin aslı hiçbir zaman sevgilicilik yerine sevgili olmayı başaramadım hiç kimseyle. Ama diğer bir yönden bakınca da oyunun bitmesi gereken yerde sona ermesi Allah’ın bir lütfu olmalı. Ya evli olup da, evcilik oynuyor olsaydık farkında olmadan? Olan yemeklerimizi yerken, aslında gerçekte  bizim olmayan eşimizle bir hayatı paylaşıyor olsaydık? Ta ki biri oyun bitti deyinceye dek, sürüp gitseydi bu evcilik oyunu? O zaman daha çok yara almaz mıydı insanoğlu?

     

    ***

                                                                                                                            

    Velhasıl kelam; sevgilicilik yerine, sevgili olabilmeyi başarabilmek, evcilik yerine evli olabilmeyi başarabilmek ümidiyle. Benim hala umudum var…

     

    March 17

    Balon Patladı BUM

    Aşk böyle bir şey işte bu zaman diliminde... Hoşgeldin hayatıma, apar topar geldin. Kimsin, nesin bilmiyorum ama seni seviyorum. Çok uykum geldi biraz yanında uyuyabilir miyim? Uyurken saçlarımı okşar mısın biraz, sevgiye ihtiyacım var. Uzun zaman oldu birinin koynunda gözlerimi kapamayalı. Uzun zaman oldu aşktan bahsetmeyeli. Konuşur musun benimle? Bana beni sevdiğini söyle, hadi hadi söyle yarın unuturum ben balık hafızalının tekiyim zaten. Biraz romantizm, biraz cinsellik ve bak işte elimizde aşk. Ne kadar da kolay. Ne kadar da yüzeysel ama bir o kadar da rahat. Bugün sev, yarın terk et. Yok canım sorun değil, ben alışırım. Önüme bakarım, seni de unuturum. Kimleri, kimleri unutmadım ki? Yolum açık olsun değil mi? Açık olsun ki birileri gelsin, birileri gitsin. Herkes bir parça koparsın gitsin. Dedim ya sorun değil yenilerim ben kendimi. Ruhum kirlenir biraz belki ama, "kirlenmek güzeldir" değil mi sloganımız böyle artık bu zaman diliminde. Bir gün gerçekten sevenler, ertesi gün gerçekten terkedip giderler. Hangisi daha gerçektir diye düşünmene bile fırsat kalmaz. Zaten gerçek kimin umrunda ki. İçi hidrojen gazıyla doldurulmuş bir balon gibidir aşk. Biri gelir patlatır. Sende o etrafı saran plastik kokusu ve elindeki şekilsiz aşk parçalarıyla kala kalırsın. İşte asıl gerçeklik budur. Patlayan aşk ve elinde kalan parçacıklar! Hoşgeldin hayatıma seni seviyorum, hoşçakal yolun açık olsun... Budur hikayemiz!