| karabiber's profilekarabiberPhotosBlogLists | Help |
|
|
April 27 Google Google Söyle Bana, Aradığım Şey Sende Var Mı Acaba?Geçenlerde sıkıntıdan yıllardır bakmadığım arkadaşım cedric'in bloğunu karıştırdım ve "aramanın böylesi" konusu çok hoşuma gitti. Bloğuna yönlenen aramalardan bir demet yapmış ve okuyucularına sunmuş. Sonra bende merak ettim, acaba benim space'de neler aranmış diye ve ancak bunları bulabildim. Uzun zamandır bir şey yazıp çizdiğim yok eh bu kadar kişinin şans eseri de olsa spaceimi ziyaret etmesi güzel bir şey. Sağolun çok sağolun:P Arada fırsat buldukça ve yine böyle antin kuntin arama sonuçları karşıma çıkarsa eklemeye devam ederim. Belki de etmem. Ederim canım niye etmeyeyim yav. Bkz. kendi kendi ile hesaplaşmasını yazı dilinde bile sürdüren dengesiz bünye, yani ben:)
annesi ölen ( :( )
evdeki tahta kapılar nasıl boyanır ( işe bir boya, bir de fırça almakla başlayabilirsin, ya da en iyisi bir boyacı tut )
yine gece, yine hüzün Ve yine içimde sen ( içindeki beni google da bulabileceğine inanıyor musun acaba:P )
çatı katılı ev modelleri ( çatı katılı derken, çatı katlı olabilir mi acaba? )
evler ( nasıl bir ev bakmıştınız 2 oda 1 salon? )
parıldayan resimler ( bende çok vardı onlardan umarım bulmuşsundur )
çiçekli evler ( ne tür çiçekli olsun menekşe, manolya, kaktüs? )
beynimin tepesinde keçeleşme ve yanma hissi ( yanmayı anladım ama keçeleşmeyi çözemedim ben, acilen bir nöroloji uzmanı öneriyorum )
taş evler ( yazı yazmayı bırakıp emlakçılığa mı başlasam acaba :) )
yalnızlık gül ( anlamadım :S )
anne şiirleri ( ee anneler günü yaklaşıyor malum, oturup kendin yazsana çok ayıp ama, çok hazırcı olduk çooook )
masaj yapan terlik ( öyle bir şey varsa bende istiyorum )
August 15 EnstantaneAugust 28 Son Yılların En Güzel ŞiiriIRAK savaşında babası ve annesi ölen ve kendisinin de bacakları kopan Müslüman bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS'a yazdığı şiir. Bu şiir açık istihbarat sitesinden alınmış..
Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı IRAK'ta? Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks. Demokrasi bizim eve de isabet etti. Annem yoktu zaten. Sizde de barış böyle midir Mr. Franks? Zenginlik, Çocukların var mı Mr. Franks? Bu nasıl demokrasi Mr. Franks?
August 23 KapıŞimdi sizlere kapılardan bahsetmeliyim dedi konuşmacı. Hayatımızda çokça araladığımız açtığımız ve kilitlediğimiz, kimsenin girmesini istemediğimiz, buyurun hepinize açık dediğimiz kapılar. Nedir kapı, niçin açmak ve örtmek duygusu vardır. Kilidi icat eden, maymuncuğun da icat edileceğini aklından geçirmiş midir? Çilingirler kapılar üzerinden geçiniyorlar mı? Ya anahtarcılar, ellerinde bin bir çeşit anahtar bulunduruyorlar. Sahte anahtarlar var, kopya anahtarlar…
Bizim hayatımızda çok anahtar ve çok kapı var diyerek konuşmasını devam ettirdi konuşmacı. Dışarı çıktım devamını dinleyemedim bilmiyorum dinlemek istemedim herhalde… Kendi kapılarımı ve anahtarlarımı düşündüm. Apartmanın giriş kapısı, iş yerimdeki dolabımın anahtarı, dairemin giriş kapısı ve çok tırtıllı anahtarı… Konuşmacı bunu demek istemedi değil mi diye bir kahkaha patlattım. Kime güleceğim tabii ki kendime.
Kapılar vardır dostlar, yürek kapısı mesela. Ne açar bu kapıyı, çilingire ihtiyaç duymadan. Birde hırsızı vardır bu kapıların değil mi? Gidip bir koşu konuşmacıya söylesem mi ki… Hırsızlar var kapıları zorlayan desem mi ki… Boş ver… Uzaklaştım epeyce. Ben asıl kapıma gitmeliyim, hep geç kalıyorum bu kapıya, hep tökezliyorum, hep canım acıyor. Ben kendi kapıma ulaşmalıyım, ağlamalıyım eşiğinde, ağlamalıyım yağmur boşanırcasına. Çağırmıştı beni, çağırmıştı, hala da çağırıyor. Niye uzak bu kapı dedim kendi kendime. Sen kalbine uzaksın dedi. Kalbin anahtarı hangi kör kuyularda? Kuyu senin gözlerinde. Gözlerim nerde? Gözler mi, göz mü var, söz mü var, öz mü var.
Bitti.
Kapı beni bekliyor, benim koşmam gerek…
Yılmaz Rejber EvEvler vardır; kaçıp canını kurtarmak istersin… Evler vardır; penceresinin kırık camına yastık tıkılmış… Evler vardır; içinde kızarmış şişkin gözlerle dolaşılan ve hıçkırıktan başka bir şey duyulmayan… Ne kiralamakla olur, ne satın almakla, ne yaptırmakla… Görünmez aynaların, görünmez bir imbikten, bin yıl süzülmüş ışıklarıyla olur. Salt dekor da yetmez evin ev olmasına… Ev… Sonunda da bükük boyunlu bir öksüzlük çöker yüreğimize… September 15 Canı Sağolsun...Mutlu oldum, dertli oldum. Aşk uğruna sarhoş oldum. Hancı oldum, yolcu oldum. Meşk uğruna sırdaş oldum. Güçlü oldum, suçlu oldum. Dost uğruna yoldaş oldum. Hem soruldum, hem sürüldüm ben. Ama hepinizin canı sağolsun... August 30 Aşk FısıltılarıGiyindin mi?
Tırnaklarını boyadın mı? Ya dudakların... Onları da boya. Tara saçlarını bir güzel. Hazır mısın? Çıkabilir miyiz, Doruklarına aşkın? O yerlere varabilir miyiz? Denizleri geçebilir miyiz? El ele... Hazır mısın? Hadi soyun öyleyse... Sağında bir yürek çarpıyor.
Benim yüreğim. Sağımda bir yürek çarpıyor. Senin yüreğin. Şimdi, İki yürek, bir bedeniz. Sonra, İki beden, bir yürek. Her parçam bir ayrı yerde.
Bir ayağım bu günde, Bir ayağım yarında. Bir gözüm göklerde, Bir gözüm denizlerde. Biri yaşamakta ellerimin, Biri ölümse. Yüreğimse, Bin parçaya bölünmüş. Her biri bin yerinde. Beni çoğalt!
Beni artır! Beni benimle çarp! Seni bin yürekle seveyim. Beni kendinle çarp! Seni bir milyon yürekli seveyim. Beni yerden yere çarp. Bir ova,
Sonsuz... Ovada bir at koşuyo.r Soluk soluğa. Sarp bir kayalık, Dağ başında. Bir kartal kanat çırpıyor. Soluk soluğa. Ellerimde bir balık, Kıpkırmızı. Can veriyor. Soluk soluğa. Nefesin nefesime karıştı.
Kokun kokuma. Etin etime karıştı. Gözlerim gözlerine. Suyum suyuna. Canım canına karıştı. Bir dere, Geldi ta uzaklardan. Gürül gürül... Denize karıştı. Gök toprağa karıştı. Toprak sonsuzluğa. Ben sana. Sen bana. Saat kaç?
Akşam oldu mu? Gidiyor musun? Yoo gitme. Kal ne olursun. Bırak giysilerin gitsin. Çorapların, Yüzüklerin, Ayakkabıların gitsin. İstiyorlarsa. Sen kal bebeğim. Aşk varsa! Tanrı varsa! Yokluğunda,
Hangi eve girdiysem, Hangi odaya, Orada ben yokum. Uzaklarda, Bir ev vardı. O evde bir oda. Orada sen yoksun. Uzaktayım.
Beni çağırıyorsun, Yanındayım. Beni çağırıyorsun, İçindeyim. Beni çağırıyorsun, İçimdesin. Avaz avaz bağırıyorsun... Ölürdüm bu sevgiden yana yana.
Alevlerim yıldızlara yükselirdi. Küllerim kaplardı tüm evreni. Ve ruhum dolaşırdı ta mahşere dek, Kordan bir çığlık gibi. Yaşamam seni kıskandığım içindir.
Ümit Yaşar Oğuzcan August 17 Sakladım Seni KalbimeHer gece şiirler okuyorum.
Aşkı anlatan, seni bana, Aşka tapan, ama ona ulaşamayan, Ellerine bile dokunamayan, Ben bu inanılmazlığa tutuldum. Ve senin için olma olasılığına inandım, Hiç bilmeden nedenlerini, Sadece sana sarılmak istedim, Seni bile bilmeden... Elini hiç hissetmedim elimde. Belki de o asla dokunamayacağım ellerini, Hep aynı rüyamda gördüm. Seni sevdim, seni sevmeyi sevdim. Adım sende gizli kalsın, Kalbinden çıkarma dışarı. Ben sevilmeye yeniğim zaten. Yalnızlığı sorma bana gecelerde. Ben o gecelerde çok yaşlanırım. Adın saklı şiirde, Sen saklısın kalbimde, Kimsenin çıkarmaya gücü yok. Sen istemedikçe, Sen sevmedikçe... hakNca
August 14 Sevemedi İstanbul İkimiziSeninle hiç İstanbul'da olamadık.
Göremedi İstanbul ikimizi... Ne Emirgan'da bir semaver tüketebildik, Ne Aşiyan'da hüzün... Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti, Ne Çamlıca kısmet oldu, ne Piyer Loti... Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara'da. Bir güvertede seni, Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim... Ellerini avuçlarımda tutupta içimi dökemedim. Şöyle bir elimi atıpta omzuna, Kolun belimde, Yürüyemedim seninle Beyoğlu'nda. Bir sinema ya da tiyatro koltuğunda, Parmak uçlarıma değmedi dudakların. Pasajda Arjantinleri çekip, Nevizade'de bir iki tek atamadık. Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık. Seninle İstanbul'da olamadık. Duyamadı İstanbul sesimizi. Sahaflar'da yorulupta kitaplara bakmaktan, Çınaraltı'nda mola veremedik. Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı'nın, Tadına varamadık bir öğlen rakısının. Ya da Sultanahmet'te bir müzeyi gezip, Dostlara uğrayamadık. Gülhane'den uzanıp Sarayburnu'na, İntiharı düşünemedik enine boyuna. Ne Laleli'den geçebildik sevgilim, Ne kendimizden. Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde, Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde. Eski İstanbul'da gezdiremedim seni, Yemiş'te, Asmaaltı'nda... Ne kaldırımlarımı gördün, ne çayhanelerimi. Ne çocukluğumu bildin, ne gençliğimi. Seninle hiç İstanbul'da olamadık. Saramadı İstanbul hiç bizi. Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle. Trenlere binemedik. Bırak bütününü bu koca kentin, Sadece bir tek semtin içinde bile olamadık. İstanbul hiç doymadı bize bitanem. Biz O'na doyamadık... Prof. Dr. Vedat Didari August 08 Dışarıda Üşüyen Bir HaziranDışarıda üşüyen bir haziran, kalbimde hazan.
"Uygarlık ve barbarlık kardeştir."
Dünya sığmıyor insana havel.
Yüzlerdeki, yüreklerdeki maske, Parada kir, suda klor, havada nem, Yüksek borsa, alçak basınç. Ve kanun hükmünde ihanetler, sahtekar jestler. "insan, sığmıyor insana havel!"
Her şey: Şey!
Mesela o takvimler, o günler, Her biri şimdi kim bilir neredeler? Yalancıdır aynalara gülümseyen o muhteşem gençlikler. Bir yaz yağmuru gibi çabucak geçecekler. Bize kalan kurt kapanı sözleşmeler. Ve iş akdi kıvamında morarmış evlilikler. "Oysa insanı büyüten yalnızlık mıdır havel?"
Biz bu kentlerde,
Bu ömürlerin gecelerinde çürüsek bile, Şimdi eski dağlarda vakur bir şafak yırtılmaktadır. Ve dışarıda üşüyen bir haziran, Kalbimde yılların tufanından artık bir hazan... "Kalbimde hazan ve şairdir elbet, sözcüklere rus ruleti oynatıp yazan!"
Dışarıda üşüyen bir haziran,
Kanımda nikotin cehennemi. Kısa kibrit, uzun duman... Yan! Yine yan, yine yan! Yan ki yangınlar bile yansın. Haklıdır içindeki abdal bırak ağlasın... Bırak ağlasın artık gündüzlerin ışığında aşk.
Gecelerin sularında yakamozlar yok. Ve kuşlar konsun diye gerilmiyor balkonlara çamaşır ipleri. Duyuyorsun işte şiir de yazıyorlarmış iğfal şebekeleri! Dışarıda üşüyen bir haziran,
Dışarıda aşksız aşk, aids, hepatit b, Dışarıda hormonlu sevinçler, kokmayan güller, Viagra cinsellikler, çıldırtan günler. Ve dışarıda dostluğun, puştluğun kolunda gülümsemesi.
Ama öğrendim karanlıklardan ışık destelemeyi. Ve baka baka irkilmiş gözlerine hayatın inatla gülümsemeyi. Öğrendim içimdeki abdalı hünerle gizlemeyi. "Herkes kendi fanusuna asmış kendini, beklemiyorum farklı kıyametleri."
Dışarıda üşüyen bir haziran,
Dışarıda öldü insan. Öldü insan... Hiçbir kitaba yakışmadan! "Ben de yaza yaza çürütüp dünlerimi, her gün bu cehennemden çalıyorum kendimi"
Bu yüzden her şey: Şey!
Havada hava, günlerde gün, evlerde sarmısak-soğan; Hepsi bu işte basit, olağan! Her şey Şey'dir; inandıklarımızdır belki de yalan. Abarttığımızdır, Küldür herkesin payına kalan... Yılmaz Odabaşı'nın "Çalınmış Bir Mahşer İçin Ahval" adlı kitabından alıntı. July 30 Bir Çiçek Aldım...![]() Dün gece yine yalnızdım.
Sokağa çıktım, Ve kendime bir çiçek aldım. Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda... Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm... Ama her gece gibi, Dün gece de yalnızdım. Ve kendime bir çiçek aldım. Bir saat geri alınmış saatler, Ben geri almadım. Ve bir saat daha yalnız kalmadım. Bir masaya oturdum, İki çay ısmarladım. Ben içtim. Sen soğuttun. Sana söyleyeceğim her şeyi yuttum. Çok dert etmedim, Çünkü yoktun. Dün gece yine yalnızdım. Rahat ağladım. Yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı. Ve lambaları hiç karartmadım. Dün gece, Her gece gibi yalnızdım. Sokağa çıktım, Ve kendime bir çiçek aldım. Sen sandım, Koklamadım. Uğur Arslan July 26 Dost Space'den Güzel Bir Şiir![]() Günaydın demek zor,
Umutsuzca doğan güneşe. Var olan ekmek kırıntıları kadar sevde ile, Filizlenmemiş körpecik sevdamın kaderine; Günaydın demek zor. Baharı ayaz ile gelen gönlüme, Hayat'ın ne olduğunu bilmeyen ömrüme, Hep sıkıntılı yanlızlık dolu günlerime, Günaydın demek zor. Hayata itina ile gülümseyen gözlerle, Senin gibi insanları görmek zor. sipli007 Sadakat Akşamdan kalma adam, büyük bir baş ağrısı ile sabah uyanmış. Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor. Yatağın ayakucunda ki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş. Aspirinleri içerken, komodindeki not dikkatini çekmiş; "Sevgilim, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni seviyorum." Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş; - Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun? - Evet, dün gece saat 3'ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde. Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı. Adam, şaşırmış vaziyette: - Anlayamadım. O zaman niye her şey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış? - Onu mu soruyorsun. Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantalonunu çıkarmaya çalıştığında, - "Bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım" dedin. July 20 Dağ RüzgarıKaderde senden ayrı düşmekte varmış.
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim... Seni tanımadan. Hele seni böyle deli divane sevmeden. Yalnızlık güzeldir diyordum. Al başını, kaç bu şehirden. Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara. Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git. Git gidebildiğin yere git diyordum. Oysa ki, senden kaçılmazmış. Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum. Yine de dayanmaya çalışıyorum işte. Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen. Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye. Rüzgar güzel bir koku getirmişse, Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum. Yaşamak seninle bir başka zamanı. Bir başka zamanda seni yaşamak. Her şeyden önce sen. Elbette sen. Mutlaka sen. İster uzaklarda ol, İster yanı başımda dur. Sen ol yeter ki bu zaman içinde. Ben olmasam da olur. Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır. Bitmiyorsun... Çaresizliğim gün gibi aşikar. Su olup çeşmelerden akan güzelliğin, İnceliğin ışık yüzüme vuran. Sen güneş kadar sıcak, Tabiat kadar gerçek, Sen bahçelerde çiçekler açtıran, Sudan, havadan, güneşten yüce varlık. Sen, o tek sevgi içimde. Sen görebildiğim tek aydınlık. Bir nefeste benim için al. Havasızlıktan öldürme beni. Bulutlara, yıldızlara benim için de bak. Susadım diyorsam, Bir yudum su içmelisin. Ben yorulduysam, sen uyumalısın. Ellerim sevilmek istiyor... Saçlarım okşanmak istiyor... Dudaklarım öpülmek istiyor... Anlamalısın. Ağaçların yeşili kalmadı. Gökyüzünün mavisi yok. Bu dağlar o dağlar değil. Rüzgarında kekik kokusu yok. Kim bu çaresiz adam? Bu kan çanağı gözler kimin? Kaç gecedir uykusu yok. Gündüzü yok. Gecesi yok. Yok. Yok. Anladım... Sensiz yaşanmaz bu dünyada. İmkanı yok. Ümit Yaşar Oğuzcan July 17 Seni SaklayacağımSeni saklayacağım inan.
Yazdıklarımda, çizdiklerimde, Şarkılarımda, sözlerimde. Sen kalacaksın kimse bilmeyecek.
Ve kimseler görmeyecek seni, Yaşayacaksın gözlerimde. Sen göreceksin, duyacaksın.
Parıldayan bir sevi sıcaklığı, Uyuyacak, uyanacaksın. Bakacaksın, benzemiyor,
Gelen günler geçenlere, Dalacaksın. Bir seviyi anlamak,
Bir yaşam harcamaktır, Harcayacaksın. Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde; Gözlerimde saklayacağım. Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın, Gözlerimi kapayacağım... Anlayacaksın. Özdemir Asaf July 07 Aşk Doktorundan Aşkın Reçetesi![]() Aşk doğa eczanesinde nasıl elde edilir?
İlacın Adı: Aşk
Familya: Sevdaca
Bitki Adı: Aşkus Tadarus
Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler; para, bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk; parasız-pulsuz, belirli bir süre "gözleme" yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.
Fiziki Özellikleri: Pembe renkli kristallerden oluşur. Kalbe yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir. Kimyasal Özellikleri: Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla "geçimsiz" bir ilaçtır.
Saflık Muayenesi: Aşkın ne ölçüde "saf" olduğu ihanet, aldatma, matrak geçme suretiyle anlaşılır.
Miktar Tayini: Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla-Mecnun aşkına eşittir.
Teşhisi: Kalp çarpıntısı, uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük, mantık kaybı, uykusuzluk, iştahsızlık, terleme...
Kullanılışı: Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda, sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici, neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır. Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda güldürücü etkisi vardır. Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi...
İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan: "Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni!"
http://www.blogcu.com/handico/254462/ Voltaire "Tanrı'ya ettiğim dua pek kısadır: "Tanrım, düşmanlarımı gülünç duruma düşür."June 30 Olgunluk20'li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden. Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye seviyor yada ölesiye nefret ediyor onlardan.
30'larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor. İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle, ve en kötü zannettiği şefkatle imdadına yetişiveriyor.
Zaman kanatlanıp da 40'ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu. Anlıyor ki; iyi insan, kötü insan yok, insanın içinde iyilik ve kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin kankardeşi. İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.
Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine, acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine. Tevazuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele yürüyor. İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla tövbekarı birarada farkediyor. Benim, hükmeden ve boyun eğen, zulmeden ve acı çeken. Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim. Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim. Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim, hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil.
İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı... Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı iç savaşlarına borçlu ilerlemesini...
O zaman, iyileri kötülerden ayırmakgibi nafile bir uğraşı bırakıp -başta kendin olmak üzere- insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun, kıymet bilmeyi ve -yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun.
Tükendikçe pahalanıyor zaman, günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların. Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar, sevapları ve zaferleri kadar.
Önemli değil kaç kez yenildiğin; önemli olan, kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.
Bu paramparça ruhlardan, çelişkili duygulardan, çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya ki olgunluk diyorlar adına.
Can Dündar |
|
|